13 Temmuz 2009 Pazartesi

BU HIYARIN TARAF GAZETESİYLE NE İLGİSİ VAR?




Bugün Taraf Gazetesi’nin ilk sayfasında dikkat çeken bir haber vardı. Haberin ne iç sayfada içeriği ne de habere dair herhangi bir ayrıntı vardı.


“Kuvva-i kırmızı domates” başlıklı haber metni şöyle:


“Gaziantep’te pazardan aldığı domatesi kesen Serkan Türk, Türk bayrağı ile karşılaştı. Neye uğradığını şaşıran Türk, domatesin izini sürdü. Domatesin Mersin’den Gaziantep’e gönderildiğini öğrendi. Ve durumu heyecanla hem ailesiyle hem de basınla paylaştı.”


Evet, haber metni bu kadar…


Haberin cıvık bir uydurma olduğu ortada. Serkan Türk isimli vatandaşın adı ve başından geçen olay da…


Haber doğru olsa bile hiçbir haber değeri yok. Taraf Gazetesi yine milli semboller ile dalga geçmek için hiçbir fırsatı kaçırmamıştı…


Kelimeleri ile haberimizi tamamlamıştık ki elimize Taraf’ı doğrulayan bir haber geldi ve sözlerimizi geri almak zorunda kaldık.


Elimize ulaşan “Kuvva-i yeşil hıyar” başlıklı haberi aynen yayınlıyoruz:


"Kadıköy Çarşısı’nda manavdan aldığı maklubelik hıyarı kesen Rasim Taraf, Taraf logosu ile karşılaştı. Neye uğradığını şaşıran Taraf, hıyarın izini sürdü. Hıyarın Kadıköy’e batıdan ithal edildiğini öğrendi. Ve durumu heyecanla hem ailesiyle hem de Odatv ile paylaştı.”


Bu haberi ve fotoğrafı görünce Taraf’ın günahını aldığımız için üzüldük.


İşte Taraf’ın haberi:



İşte içinden Taraf çıkan hıyarın fotoğrafı:






11 Temmuz 2009 Cumartesi

Adam Kaçırma...






(...)




Yanılıyor olabilirim, ama çok düşündüm ve şu sonuca vardım. Hani TSK’nın Kayseri’de yürüttüğü bir soruşturma var, sahte belge üreten “Işık Evleri” mensuplarına dair. Başka bazı illerde ve karargahta da benzer soruşturmalar olduğu biliniyor. Ya Türkiye’yi, devleti, TSK’yı kısa sürede allak bullak eden o “kağıt parçası”?..Acaba TSK, çok somut, AKP açısından çok ama çok “önemli” birileri ve bir yerlere mi ulaştı?..Ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Şanlıurfa’daki o çıkışından sonra Başbakan Erdoğan’la, ardından Çankaya ile yaptığı görüşmede, ellerindeki bilgi ve belgeleri kendileriyle paylaşmış olabilir mi?..Bu gelişmelerden sonra, değil muhalefet ve Genelkurmay, kendi Milli Savunma Bakanı’ndan habersiz, o gece yarısı operasyonunun yapılması tesadüf sayılabilir mi?..Eğer öyleyse, hep birlikte “Askeri Yargı’dan Adam Kaçırılıyor” oyununu seyrediyoruz demektir ki, acaba uğruna her şeyin yakıp, yıkıldığı o “adamlar” kimlerdir?













Not: Geçenlerde, Ingiliz kökenli 'TNT'de de yayınlanan "Enemy Of The State-Devlet Düşmanı" filmini izlemediyseniz izlemeniz tavsiye olunur.

09 Temmuz 2009 Perşembe

RUHBAN OKULU,BALKANLAR VE TÜRKLER




RUHBAN OKULU,BALKANLAR VE TÜRKLER ...

Bu günlerde hepimizin merakla izlediği Ruhban Okulu'nun açılması tartışması sürüp gidiyor.Ruhban Okulunun yeniden eğitime açılmasını büyük hararetle gündeme taşıyanlar,ne yazık ki Yunanistan'ın egemenliğindeki Rodos Adasında bulunan Süleymaniye Medresesi'nin geçtiğimiz günlerde yıkılması ile Rodos'ta bulunan Müslüman Türk Azınlığın sorunları karşısında kıllarını bile kıpırtadmıyor .

Rodos ve On İki Ada Türkleri;Patrikhanenin oyunları ile Türk hakimiyetinden çıkmış binlerce kilometrekarelik vatan topraklarından çok cüz'i bir kısmına,küçük bir örnektir.

İçimizde beslediğimiz yılanlar daima Türk Milletine zarar verecek tezleri desteklemiş ve uygulamalara öncülük etmişlerdir.Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur.Şimdide aynı görüntüler tekrarlanmaktadır.

Fener Rum Patrikhanesinin,Türk Milleti ve Devleti aleyhine hangi oyunları sergilediği başta Atatürk'ün nitelendirmeleri ile sabittir.

Eğer burada meseleye Türk Milletinin penceresinden bakmayıp,Ortodoks Alemi ve onun doğal müttefiki Avrupa Haçlı zihniyeti açısından bakarsanız ,Patrikhaneyi ve günümüzün Ruhban Okulu açılması hadisesini masum bir öğrenim hakkı talebi olarak değerlendirebilirsiniz.

Patrikhane ruhani olduğundan daha fazla siyasi faaliyetler içinde olan bir kuruluştur.Ekümeniklik iddiası ve İstanbul'u Vatikanlaştırma çabaları bunun bir göstergesidir.

Büyük fikir anlamına gelen “Megalo İdea” ;İstanbul başkent olmak üzere Bizans İmparatorluğunu en geniş sınırları ile dirilterek Yakın Doğu'da büyük bir Yunanistan kurmayı ifade eder.

Ana hedef Megola İdea için yüzyıllardır atılan her adım Patrikhane'nin dini tarafından ziyade siyasi işlevini ortaya çıkarmıştır.

Heybeliada Ruhban Okulunun yetiştirmelerinden olan Makarios'un Megola İdea'ya bağlı olarak Kıbrıs'ta Türk halkına planladığı katliam ve soykırım, kahraman Türk Ordusunun 1974 yılında son anda yaptığı müdahale ile önlenmiştir.Bunların Türk Milletine nasıl unutturulduğunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Komşumuz Yunanistan'ın, Patrikhanenin öncülüğünde Mora İsyanı (1821) ile kurulduğunu,bu isyanda binlerce masum Türk'ün acımasızca katledildiğini ve halen Yunanistan'ın,Patrikhanenin siyasi projesi olan Megalo İdea kapsamında sevk ve idare edildiğini gelin bir kez daha hatırlayalım.

Bu durum zaten Yunanlılar tarafından Hiçbir zaman inkar edilmez ama nedense bizim içimizde yaşayan Patrikhane sevdalılarınca daima gözümüzün önünden uzak tutulur.

İsterseniz gelin; Patrikhanenin Türk Milletine karşı Megalo İdea çerçevesinde yaptıklarını bir bir sıralayalım :


1. Bağımsız Yunanistan'ın Türk toprakları üzerinde kurulması ve Yunanistan'ın kuruluş tarihinden itibaren topraklarını Türklerin aleyhine üç misli genişletmesi,

2. Balkan Savaşı ve sonrasında Yunanistan'ın kazandığı topraklar,

3. Girit İsyanı ve Girit'in Yunanistan'a katılması,

4. Batı Trakya ve On İki Adaların Yunanistan'a geçmesi,

5. Türkiye'nin 15 Mayıs 1919'da Yunanistan tarafından işgali,ki yaklaşık 3,5 yıl süren bu işgal; Allah'ın yardımı ve Mustafa Kemal gibi bir önderin varlığı ile sona erdirilmiştir.



6. Kıbrıs'ın 1974 yılında Enosis planı dahilinde Türklerden arındırılmış bir şekilde Yunanistan'a bağlanmak istenmesi,

7. Yunanistan karasularının 12 mile çıkartılmak suretiyle Türkiye toprakları üzerinde hakimiyet iddiaları,

8. Patrikhanenin Ayasofya Camiini kiliseye döndürme çabaları,

9. Doğu ve Orta Karadeniz'de Pontus Rum Devleti kurma hayali ve daha niceleri...

Bunlar yalan mı ???

Meseleye Türk Milleti tarafından bakılınca inanılmaz büyük toprak kayıpları,zulümler,katliamlar ve soykırımlar var.

Bu süreçte kazanılan tek şey,şehit kanları ile sulanan KKTC toprakları ve kurtarılan Kıbrıs Türkleri...Şimdide onları satmaya çalışan, patrikhane ve arkasındaki ABD,AB,İsrail yanlısı iç düşmanlar siyaset ve medya sahnesinde arz-ı endam ediyorlar.

İstanbul'un fethi ile kendisine ve inancına kol kanat gerdiğimiz patrikhanenin bize yaptıkları mualesef bunlar.

Çoğunlukla arkadan vurmak ancak bizi en zayıf gördüğünde de 15 Mayıs 1919'da başlayan Yunan işgali gibi uygulamalara başvurmak.

Bu arada biz ne yapmışız;Atatürk'ün Türk Milletine ve devletine karşı fesat ve ihanet yuvası olarak nitelediği Patrikhane'nin,Mora isyanında müslüman Türklerin kılıçtan geçirilmesini teşvik ettiği için dönemin patriği Gregorios'u asmışız.

Bu Gregorios;aynı zamanda Rus Çarına Türkleri içinden yıkmak için mektup yazan patrik.

Şimdi bu Patrikhane Türk Milleti adına sonuçları aleyhimize olan bir çok dümen çevirecek biz de her zaman olduğu gibi aval aval seyredeceğiz. Öyle mi?Öyleyse yazıklar olsun bize...

Ruhban Okulu'nun açılması izah ettiğimiz bu sebeblerle hukuki olduğu kadar siyasi sonuçlarda içermektedir.

Her ne kadar Barthalomeos en büyük rakibi Rus Patriği Kiril'i karşılarken “ hükümetimiz bu konuyu da çözmeye kararlıdır...” dese de ; Türkiye'de Hiçbir siyasi iktidarın, milletin ve devletin bekasını ilgilendiren bu konuda, ulusal ve uluslar arası hukuk kurallarını ve Lozan Anlaşmasını bir kenara iterek karar verme hakkı ve gücü yoktur.

Tarihe bakınca; verilmiş yanlış kararların Türk Milletine ve devletine kaybettirdikleri ortada iken alınacak yeni kararların milli mutabakata dayandırılması bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.

Ruhban Okulunun sadece teolojik eğitim vererek din adamı yetiştiren bir okul olmadığı mezunlarının yaptığı işlerden bellidir.Bu mezunlar daima Türk Milleti aleyhine çalışmıştır.

Ayrıca bu okula hukuken açılma izni verilmesi halinde, ABD-AB ve İsrail'le işbirliğine girişmiş ve İslam'ı kullanan iç düşmanların benzer okullar açma taleplerinin önümüze gelip gelmeyeceği iyi sorgulanmalıdır.

Bir Balkan Türk'ü olarak ecdadımın başına gelenlerden dolayı Patrikhane'nin rolünü ortaya koymanın kaçılmaz bir görev olduğunu düşünüyor ve bunları Türk Milletinin her ferdi ile paylaşmak istiyorum.

Yoksa Batı Trakya Türkleri'ne, Rodos ve İstanköy'deki Türklere, Kıbrıs Türkleri'ne olan görevimizi yapmamış oluruz.Biliyorsunuz insanlar unutulunca ölürler...




ÖZCAN PEHLİVANOĞLU
www.trakyanethaber.com
o.pehlivanoglu@superonline.com

Yazarın notu: Bu satırları yazdığımız esnada Irak Türkmen Cephesinin Ankara Temsilcisi Sadun Köprülü planlı saldırılar sonucu son bir ayda 437 Irak Türkünün şehit edildiğini açıkladı.Hemen ardından Çin'in zulmü altında inleyen Doğu Türkistan'dan 150 Uygur Türkünün Çinliler tarafından şehit edildiği ve yüzlerce yaralının olduğu haberleri ajanslara düştü.Bunlar bir tesadüf mü? Yoksa Türkler bulundukları her topraktan tıpkı Balkanlarda olduğu gibi sürülmeye mi çalışılıyor? Ülkemizin satılık mankurtları , liboş entellektüelleri ve patrikhanenin adamları her zaman olduğu gibi bu olaylar karşısında sus pus...Sahiplerinden gelecek emirleri bekliyorlar.Durumu sizin temiz vicdanlarınıza ve sağduyunuza bırakıyorum....


08 Temmuz 2009 Çarşamba

DOĞU TÜRKİSTAN'A DAİR BİR KAÇ Sayfa - Satır...(*)








(*) YILDIRIM, Uğur. Direnen Bir Devletin Öyküsü Misliyle Mukabele, Truva Yayınları, İstanbul, 2007, 249-251.

07 Temmuz 2009 Salı

DURMAK YOK YOLA DEVAMMMMMMMMMM...



FILISTIN'DEKILER MUSLUMAN, IRAK'TAKILER GAVURRR (!)

FILISTIN'DEKILER MUSLUMAN, BATI TRAKYA'DAKILER GAVURRR (!)

FILISTIN'DEKILER MUSLUMAN, DOGU TURKISTAN'DAKILER GAVURRR (!)

SAADET'CILER, SIZ NERLERDESINIZZZ ???

HAAA... BAKIN, HABERINIZ VAR MI,

GELIBOLU'YU DA SATIYORLARMIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ...

DURMAK YOK YOLA DEVAMMMMMMMMMM...





06 Temmuz 2009 Pazartesi

ÇİN KATLİAMI

Basın Açıklaması

Avşar: Çin'in yaptığı soykırımdır

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdülmecit Avşar, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki olaylara ilişkin olarak, ''Çin polis ve askerlerinin yaptıkları bir soykırımdır'' dedi.
Avşar, yaptığı yazılı açıklamada, olayların öncesine ve ülkede yaşananlara çok iyi bakılması gerektiğini belirterek, ''Çin'in yaptığının bir milleti ortadan kaldırma hareketinin devamı'' olduğunu savundu.

Çin'in 1949'dan bugüne dek sistemli bir şekilde asimilasyon projesi uyguladığını öne süren Avşar, şunları kaydetti:

''Onlarca yıldır Doğu Türkistanlı Türkler, kızlı erkekli zorla Çin'in iç bölgelerine gönderilerek çalıştırılmaktadır. Kızlar Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanmakta, evlenmek istemeyenler işkence görmektedir. 26 Haziranda Guang Dong eyaletinin Şao Güan şehrinde zorla çalıştırılmaya götürülen yüzlerce Türk'e sopa ve demirle saldıran binlerce Çinli'nin 2 Türk'ü öldürmeleri, yüz kadarını yaralamalarını protesto etmek için Ürümçi'de toplanan çoğu üniversite öğrencisi gençlerin oluşturduğu gruba, Çin güçleri silahla karşılık vermiştir. Yüzden fazla insanı öldüren Çinli yetkililerin olayı daha da büyütüp bir katliama doğru gittikleri haberleri gelmektedir. Yaşanan hadiseler, Gazze'ye bile rahmet okutacak şekle gelmiş durumdadır. Amaç, Uygur Türklerinin üniversiteli gençlerini yok etmektir. Çin polisi ve askerinin yaptıkları bir soykırımdır.''

Avşar, yaşanan insanlık dışı olaylara karşı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde dönem başkanı olan Türkiye başta olmak üzere insan haklarını savunan tüm devlet ve kurumların bir an önce harekete geçmesini istedi, BM ve diğer kurumların bölgeye gözlemci göndermeleri gerektiğini belirtti.AA

Bağımsız Doğu Türkistanlılar

Birliği Genel Başkanı
Abdülmecit Avşar

ŞAŞIRTAN GELİŞMELER -2-

BTC

NABUKO


Bundan yaklaşık bir yıl önce " Şaşırtan Mutabakatlar " isimli bir yazı bu blog ta yer almıştı . Yazıyı bloga koyduktan sadece bir iki gün sonra Rusya - Gürcistan arasında sıcak çatışmalar başlamış, yazıda anlatılmaya çalışılan kurulmakta olan yeni uluslararası güç dengeleri biraz daha netleşmişti.

Anlaşılan o ki adına "Küresel Elit" mi dersiniz " Gizli Dünya Hükümeti " mi dersiniz , her ne ise yaşadığımız dünyayı o meşhur MATRİX filminde ki bilgisayar programı gibi yöneten gücün, süreç içinde olgunlaştırdığı dengeleri görünür kılmak için yaptığı sıcak gelişmeler genellikle yaz aylarına tesadüf etmektedir.

Zira gecen yaz olduğu gibi bu yaz da yeni sıcak gelişmelerin bizi beklediği izlenimi veren bir dizi gelişme gerçekleşmektedir.

Her zaman aynı olmasada , genellikle büyük gücün geniş katılımlı toplantısı olan BİLDERBERG organizasyonunu takip eden bir kaç aya sığan bu sıcak gelişmeler daha sonra yaşanacak sindirme özümseme ve bir sonraki süreci olgunlaştıracak yumuşak geçişlere yerini bırakıyor gibi bir izlenim vermektedir.

Olgunlaştırma sürecinde yapılan pek çok adımları tek tek saymadan son bir kaç günde olanlara sırayla bakmakla yetinelim.


-1-
Peres Azerbaycan'da

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, resmi temaslarda bulunmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye geldi.
Peres'i Haydar Aliyev Havalimanı'nda Başbakan Yardımcısı Yakup Eyyübov ve diğer yetkililer resmi törenle karşıladı.
Yerel televizyon kanalı ANS, Peres'in Azerbaycanda iki gün kalacağını, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Başbakan Artur Rasizade ile görüşeceğini bildirdi.
İsrail Cumhurbaşkanı, Azerbaycanda bulunduğu süre içinde Azerbaycan-İsrail iş forumuna da katılacak.
Peres, Azerbaycan'daki temaslarının ardından Kazakistan'a gidecek.

Tarih: 28 Haziran 2009 Pazar, 14:51

-2-




Moskova- Rus İtar-Tass ajansı, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile bugün Bakü'ye giden Gazprom Başkanı Aleksiy Miller'ın, SOCAR Başkanı Rovnag Abdullayev ile söz konusu anlaşmayı Medvedev ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in hazır bulunduğu törende imzaladığını duyurdu.

Miller geçen hafta sonu Moskova'da düzenlediği basın toplantısında, Medvedev'in ziyareti sırasında Azerbaycan ile Azeri gazının alımıyla ilgili anlaşmayı imzalamayı ümit ettiklerini belirterek, ''Gazprom Azeri gazını 1 Ocak 2010'dan itibaren satın alabilir'' ifadelerini kullanmıştı.

Rusya'nın önerisinin Azeri gazını satın almak isteyen rakiplerinden daha avantajlı olduğunu belirten Miller, şu andaki gaz miktarının az olduğunu ancak bu miktarın ileride yükseltilebileceğini kaydetmişti.

29 Haziran 2009


-3-






Yunanistan, 50'den fazla ülkenin katılımıyla başlayacak olan AGİT "Korfu süreci"nin, 21. yüzyılda Avrupa'nın yeni güvenlik çerçevesini şekillendireceğine inanıyor. ABD, mevcut durumun yeterli olduğu gerekçesiyle bu yaklaşıma mesafeli duruş sergiliyor. Ancak ABD yönetiminin Avrupa'yla ilişkilerden sorumlu Dışişleri Bakan yardımcısı Filip Gordon, "sürecin gündemde tutulan güvenlik konularında yapısal bir diyalog sürecinin açılmasına katkı sağlayacağını" belirtmişti. Toplantılarda Washington'un problemli addettiği meselerde kendi önerilerini dile getirmesi, diğer yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un da kendi görüşlerini ifade etmesi bekleniyor.

Atina'nın AGİT çerçevesinde hazırlayıp üye ülkelere dağıttığı "Problemler belgesi"nde, AGİT'in Rusya'nın endişelerini dikkate almaları gereğini dile getiriyor. Belgede NATO ve AB'nin krumsal önemine dikkat çekiliyor. Yunan diplomatik kaynaklara göre, AGİT toplantılarında daha çok Rusya'yı ilgilendiren silahlanmayı kontrol altına almayı içeren "sert güvenlik"le mücadele önlemleri ve insan hakları, demokratikleşme ve çevre gibi konuları içeren "yumuşak güvenlik" meseleleri masaya yatırılacak. Rusların, askeri güvenliğin konuşulmaması halinde sonraki adımlar için gerekli güven temelinin oluşturulamayacağını ileri sürmesi bekleniyor. Ancak buna diğer üyelerin itiraz etmesi bekeleniyor.

-4-


Bakoyanni Bakü'de


Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye geldi.
ANS televizyonunun haberine göre, Bakü'de muhalefet ve iktidar temsilcileriyle görüşme yapan Dora Bakoyanni'nin, yarın da Milli Meclis Başkanı Oktay Esedov, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, Yukarı Karabağ'ın Azerbaycan topluluğu rehberi Bayram Seferov'la görüşmesi bekleniyor.Görüşmelerden sonra Bakoyanni, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilecek.Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, Azerbaycan'daki temaslarından sonra Ermenistan'a geçecek.

01.07.2009

-5-


Bakan Davutoğlu Rusya'ya gitti


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Rusya-Azerbaycan yakınlaşmasından" Türkiye'nin rahatsız olmadığını belirterek, Türkiye'nin enerji başta olmak üzere bölgede her alanda işbirliğinin gelişmesinden memnuniyet duyduğunu söyledi.


Davutoğlu, Moskova ve Bükreş'i kapsayan ziyaretleri için Ankara'dan ayrılmadan önce Esenboğa Havalimanında basın toplantısı düzenledi.
Bir gazetecinin, "Rusya ile Azerbaycan arasında imzalanan enerji işbirliği anlaşmasına Türkiye'nin nasıl baktığı ve Türkiye'nin Rusya-Azerbaycan yakınlaşmasından rahatsız olup olmadığı" sorusu üzerine, Davutoğlu şunları kaydetti:


"Bir rahatsızlık söz konusu değil. Biz komşu ülkeler arasındaki hiçbir ikili ilişkiyi, Türkiye'yi rahatsız edici bir unsur olarak görmeyiz. Aksine, komşularımız arasında ilişkiler yoğunlaştıkça, bölgesel barışı sağlama dışında, ortak çıkar alanlarının da genişleyeceğini düşünüyoruz."
Türkiye ile Rusya'nın enerji yaklaşımlarının birbirine alternatif olmadığını vurgulayan Davutoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın enerji konusunda görüşmelerde bulunmak üzere Moskova'da bulunduğunu anımsattı.
Davutoğlu, Türkiye'nin enerji başta olmak üzere her alanda bölgedeki işbirliğinin gelişmesinden memnuniyet duyduğunu kaydederek,

"Bunu da herhangi bir ilişki alternatifi olarak değerlendirmiyoruz. Bizim Azerbaycan'la ilişkilerimiz son derece köklüdür. Bu ilişkiler, herhangi bir başka ülkeyle olan ilişkilere alternatif değildir. Bölgedeki bütün bu gelişmeleri, hem Rusya ile hem Azerbaycan'la ayrıca gerektiğinde ortak olarak da her an konuşmaya, tartışmaya Türkiye hazırdır" diye konuştu.

01 Temmuz 2009

-6-

Rus Patrik Batholomeos’la görüştü


Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill, Fener Rum Patriği Bartholomeos ile bir araya geldi

İSTANBUL - Fener Rum Patrikhanesi'ne gelişinde yetkililerce karşılanan ve çanlar çalınan Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill'e, Özel Fener Rum Lisesi'nden çocuklar çiçek verdi.
Kirill, daha sonra Aya Yorgi Kilisesi'ndeki karşılama ayinine katılarak, ''Şükran Duası''nı yönetti. Kilise çıkışında, cemaatten bazı kişiler Kirill'i alkışlayarak elini öptü.
Daha sonra Bartholomeos ile Kirill bir araya geldiler. Bartholomeos, burada yaptığı karşılama konuşmasında, ''Patrikhaneyi ve ana kiliseyi ziyaretiniz bizim için büyük sevinç ve derin duygular vesilesidir. Sizlerin aramızda bulunmanız kutsal Rus Kilisesi'nin birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajını getirmeniz manasına gelir'' dedi.


04 Temmuz. 2009 Cumartesi

-7-


Hristofyas, Ermenistan'a gidecek


Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın daveti üzerine Ermenistan'a gideceği bildirildi.
Ermenistan'ın Tert gazetesinde yer alan haberde, Hristofyas'ın 6 Temmuz'da başlayacak Erivan ziyaretinin iki gün devam edeceği belirtildi. Rum kesimi liderine Erivan ziyaretinde eşi Elsi Hristofyas'ın da eşlik edecek.
Hristofyas, Erivan temasları çerçevesinde Ermeni lider Sarkisyan ve Başbakan Tigran ile görüşmelerde bulunacak.

-8-

06/07/2009 13:27

ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev Kremlin'de bir araya geldi.

Liderlerin görüşmesine dışişleri bakanlığı yetkilileri ve devlet başkanı yardımcıları katıldı. Dar dairede başlayan görüşmelerin ardından heyetler arası görüşmelere geçilecek.
Genişletilmiş görüşmelere Rusya tarafından Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev, başkan yardımcısı İgor Şuvalov, Kremlin ekonomi danışmanı Arkadi Dvorkoviç, Ekonomi Bakanı Elvira Nabuillina ve Savunma Bakanı Anatoli Serdyukov katılacak.


TSİ ile 17:00'da anlaşmaların parafe edilmesi bekleniyor. Nükleer silahlarda indirim çerçeve anlaşması ve Afganistan'a askeri malzeme sevkiyatı konusunda uzlaşı sağlandığı kaydediliyor. İmza töreninin ardından Medvedev ve Obama ortak bir basın toplantısı düzenleyecek.

İki lider eşleri Svetlena ve Michelle ile birlikte Moskova'nın dışında bulunan devlet rezidansı Mein-Dorf'da akşam yemeğinde bir araya gelecek.

SON OLARAK


Aliyev: "Karabağ için savaşa da hazırız"


Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesinin toprak bütünlüğünün sağlanması için her an askeri güce başvurmaya hazır olduklarını ve böyle bir durumda uluslararası hukuk ve kararların Azerbaycan'ın yanında olacağını söyledi, "Karabağ için savaşa da hazırız" dedi.

Aliyev, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri'nin kuruluşunun 91'nci yıldönümünde konuştu.

Aliyev, "Azerbaycan savaş halinde yaşamaya devam ediyor. Bunun için ordumuzu mükemmel savaş yeteneğinde tutmak devletin ilk vazifesidir" ifadesini kullandı.

Aliyev, savaşın sadece ilk perdesinin geride bırakıldığını, her an sıcak gelişmelere hazır olduklarını kaydetti.

Yunanistan'da yapılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı zirvesine katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Ermeni Dışişleri Bakanı Edward Nalbatyan ile görüşebileceği belirtiliyor.

Nalbantyan'ın, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in açıklamasının ardından Davutoğlu ile görüşmek istediği gelen kulis bilgileri arasında.

SONUÇ

Tüm bu son haftadaki ziyaretlerden benim anladığım bölgemiz de özellikle Kafkasya da yeni dengelere doğru yol almaktayız.Pek çok alternatiften en kuvvetlisi olduğunu düşündüğüm ihtimal Azerbaycan'ın Karabağı kendi askeri gücü ile geri almak için sıcak çatışmaya girmesi.

Arzeri askeri hareketliğinin ne durumda olduğu bilgisine her türlü yoldan sahip bulunan tüm bu görüşmeler, ziyaretler trafiğinin tarafları gelişmeleri yönledirmeye ve kendi çıkarlarına göre taraf tutmaya çalışıyorlar.

Yeni dengeler de İran'ın tavrıda tabii ki çok çok önemli. Bu ise bize Humeyninin Başbakanı islam devriminin kurucu kadrosunun önemli ismi ve bir AZERİ olan MUSAVİ ye seçimlerde yönetimin neden verilmediğini daha yi anlatıyor sanırım.

Rusya -Azerbaycan, Rusya - İran ve Rusya - Ermenistan ilişkileri yeniden tanımlanmaya zorlanırken BATI nın ( ABD ve AB ) bu konuda takınacağı tavır ziyaretlerde ki söylemler ve cesaretlendirmelere ne kadar uyumlu olacak hep birlikte izleyip göreceğiz.

Türkiye nin " kerameti kendinden menkul " yönetimi acaba bu yeni ve çok çok sıcak durumlara nasıl reaksiyon verecek , göreceğiz ...


03 Temmuz 2009 Cuma

GÜNCEL OLAYLAR VE MARİA ANTİONETTE‏


AŞAĞIDA ANLATILAN OLAY, [ YUKARIDA VURGULANAN HUSUSLARI İÇEREN ] ALTTA KAPAK RESMİ BULUNAN KİTABDA YAZMAKTADIR.



Sayfa:267

“Lanze” isimli bir “Evanjelist rahip” ve “İlluminatis”, Temmuz-1875’de İlluminati görevlisi olarak (kurye) SİLEZYA’ya giderken yolda yıldırım düşmesi sonucu ölmüşdü.



Tarikatın talimatlarının üzerinde bulunmasıyla,bütün entirka planları “BAYERA Hükümeti”nin eline geçmiş oldu.Bunun üzerine İlluminati mensupları “Zwack” ve Bassus”un evlerine ani baskınlar düzenleyerek diğer belgeler ve deliller de ele geçirildi.
Sayfa:289 (ve devamı)

BAVYERA Hükümetı’nin ele geçirdiği belgelerde “DÜNYA DEVRİMCİ HAREKETİ” ne ait başka delillerde bulundu.

Bunun üzerine BAVYERA Hükümeti FRANSA-İNGİLTERE-POLONYA-AVUSTURYA-RUSYA’ya devrimin uluslar arası doğası konusunda uyarıda bulundu,fakat bütün uyarılara rağmen bu “şeytanî fesat” hareketi durdurulamadı.

Çünkü “dünya İhtilal Hareketi”nin arkasında ki insanlar,seçilen hükümetlerden çok daha güçlüydü.1785 yılında Bavyera Hükümeti’nin diğer ülke hükümetlerine verdiği bilgiler,onları harekete geçirmeye yetmemişdi.Fransa Kraliçesi Marie Antoniette’nin kızkardeşi,bir mektup yazarak,ONU DEVRİMCİ BİR KOMPLOYA KARŞI UYARMIŞDI.Kızkardeşi uluslar arası bankerlerin ve bir kısım masonların ortak bir devrim hazırladığını,bu sebepten ‘hayatının tehlike’de olduğunu yazıyordu.

Marie Antionette (1755-1793) Avusturya İmparatoru 1nci Francis’in kızıydı. ve “Fransa Kralı XVIncı Louis” ile evlenmişdi.M.Antionette,kız kardeşinin yazdığı “İlluminati Komplosu”uyarılarına hiç inanmamışdı.Kızkardeşinin uyarı mektuplarının devam etmesi üzerine,cevabî mektubunda şöyle yazıyordu:

“Fransa söz konusu olduğunda masonların rolünü çok abartıyorsun.Onlar Fransa’da Avrupa’nın diğer ülkelerine nazaran çok daha önemsizdirler.” TARİH (ekleme:kutup yıldızı gibidir.) M.Antionette’nin kız kardeşini haklı çıkarmışdı.


M.ANTİONETTE'NİN GİYOTİNİ



Weishaupt ve Mendelsshon , M.Antionette’i karalamak için “ELMAS GERDANLIK” hikayesini uydurmuşlardı.O zamanlar Fransa’nın malî durumu çok bozuktu ve Fransa Hükümeti Uluslar arası Para Baronlarından ek kredi dilenmekteydi.

Büyük fesatcıların gizli ajanı sarayın kuyumcusuna –Kraliçenin arzusu arzusu imiş gibi- elmas bir gerdanlık sipriş verdi.Bu gerdanlık o günkü fiatı ile çeyrek milyon“livre” (yaklaşık 1,5 kilo saf altın olabilir.)idi ve tabii,Kraliçe adına sipariş verilmişdi.Saray kuyumcusu ‘Elmas Gerdanlığı” Kraliçeye getirince ,Kraliçe onu derhal iade etti ve gerdanlık ile ilgili hiçbir para ödemediğini bildirdi.Kraliçenin bütün iyi niyetine rağmen,gerdanlık ile ilgili söylentiler,komplocuların istediği şekilde gelişiyordu.




Balsamo’nun propoganda makinası yoğun bir biçimde çalışmaya başladı.Bunun sonucunda ,M.Antionette yoğun bir eleştiri bombardımanına maruz kaldı.Bir anda Kraliçe’nin şeref ve itibarı zedelenmiş,karakterine leke sürülmüşdü.Bu işlem tamamlndıktan sonra ,Balsamo’nun yayın organları binlerce hatta onbinlerce broşür basıp dağıtarak, ‘Kraliçe’nin gizli bir aşığı olduğunu,gerdanlığı da bu şahsın gönderdiği yalanını yaymaya başladılar.Fakat Kraliçeyi hedef alan yalan ve iftira kampanyası bununla sona ermemişdi.





Fesatcılar,”Kardinal Prens de ROHAN’a" kraliçenin imzasını taklit ederek
bir mektup gönderdiler.

Mektupta “gece yarısı ‘PALARİS ROYAL’ de buluşalım ve ‘Elmas Gerdanlık Meselesini görüşelim.” diye yazıyordu.Gece yarısı,Kraliçe yerine ‘Palaris Royal’den bir fahişe gelerek Kardinal’e kendini Kraliçe olarak tanıtmışdı.

Bu olay ertesi gün gazeteler ve broşürlere hemen yansıdı.Böylece kilise ve devlet’in en yüksek makamlarına ulaşmış iki insanın şahsında,hem kilise,hem de devlet yıpratılmış oldu.


Fransa Hükümeti,devamlı savaşlar dolayısı ile faizle yeniden borç para bulmak mecburiyetinde kalmışdı.Aslında bu savaşlarıçıkaranlar da borç veren ‘Uluslar arası Fesatcılar’dan başkası değildi….Fransa Hükümeti ile bankerler arasında yapılan anlaşma gereğince ,”Jacques M.Necker” adlı bir kişinin ‘Fransız Kraliyet Konseyine’ “FİNANSAL MESELELER BAKANI-Maliye Bakanı- olarak atanması şartı vardı.
(Ekleme:Bize birini veya birilerini hatırlatıyor mu?)
Yahudi maliyeciler bu maliye sihirbazının Fransa’nın maddi meselelerini çözeceğini idda ediyorlardı.Maliyecilerin gösterdiği “KURTARICI” M.Necker sayesinde Fransa’nın borçları azalmak şöyle dursun,dört yılda korkunç bir şekilde artarak 170.000.000 Sterling’e çıkmışdı.

Palaris Royal,

( ŞİMDİ Beçika sınırları içinde ve Brüksel’dedir. )

Kraliyet sarayı olup,o günlerde gene gizli güçlerin bu sarayı düşürdükleri durum hakkında EK bilgi-(sf.288):

1780 li yıllarda XVI . Louis’in kuzeni olan Orleans dükü ; illuminatinin en üstünde olan 13’lerin bir altındaki 33’ler de faal üye olan “Marki Mirabeau” tarafından Fransa’daki ‘mavi’ veya ‘ulusal’ denilen Masonluğa sokmaya muaffak olmuşdu. DÜK’ün borçları bir hayli kabarıktı ve 1780 yılındaki borcu 800.000 livre idi. Tefeciler ona finansal yardım teklifinde bulundular.DÜK boçların karşılık,”PALARİS ROYAL-Kraliyet Sarayı- diye adlandırılan evi de dahil olmak üzere bir çok mülkünü ipotek etti.Böylece DÜK ; tamamen yahudi bankerlerin avucuna düşmüş bulunuyordu.Fransız devrimini yöneten gizli güçler,”Choderlos de Lacros”u başta ‘polaris Royal’ olmak üzere, DÜK’ün mülklerini yönetmekle görevlendirdiler.”De Lacros” bir İspanyol yahudisiydi.Lacros,’Palaris Royali’ zamanının en kötü ününe sahip evine çevirdi.Burda her çeşit şehevi eğlence,ahlaksızlık ve utanmaz şovlar,müstehcen resim galarileri,pornografik kitablar ve cinsel sapıklığı en hayvanî şekillerde ortaya döken sergiler bulunuyordu.Ayrıca erkekler ve kadınlar için en hayasızca sefahat âlemleri de düzenleniyordu.Böylece ‘Polaris Royal’ Fransız dinî inançlarının ve hlakının sistematik olarak çökertildiği ve yok edildiği bir yer haline geldi.Bütün bu yapılanlar “En iyi devrimci,ahlâk kurallarını hiç uymayndır.” Düsturunun kaynaklandığı “Jakops Frank”ın kqabalistik teorisine dayanıyordu.Laclos ve Balsamo’nun şantaj ağına düşen erkek ve kadınlar,onların istediklerini yapmak mecburiyetinde kalıyorlardı. Bu şekilde Orléans DÜK’ünün mülkleri ‘Devrimci Poltika Merkezleri’ haline geldi.sağlayanlar arasında “ROBESPİERRE,DANTON,MARAT’da vardı.Jakoben Konvanında kararlaştırıldığı gibi,hapishane ve tımarhane kaçkınları sokaklara salınarak,”TERÖR DÖNEMİ” için uygun bir psikolojik ortam yaratıldı.

BU ALTTAKİ PARAĞRAFDAHA DİKKATLİ OKUMAMIZDA FAYDA VAR GİBİ….GİBİ….GİBİ….!!!!!

Bu konvan’da ayrıca “TASFİYE EDİLECEK” yani bir şekilde öldürülecek onlara göre gericilerin listesi de hazırlanmışdı.Caniler ve deliler,sokaklarda katliamlar ve tecavüzlerle halkı dehşete düşürürken KOMÜN’ün(Paris Kominitesin’de Jakobenlerin “SANHEDRİN’i pezevengi Manuel’in yönetiminde örgütlenen yer altı unsurları,bütün önemli siyasetcileri,önde gelen din adamları,KRALA SADIK SUBAYLARI tutuklamaya hazırlanıyordu.Devrimin başlaması ile birlikte Jakobenler kontrolü ele geçirdiler.

ORLéANS DÜKÜ ‘nü ; kuzeni Kral XVI ncı LOUİS’in öldürülmesi lehine oy kulanmasını sağlayarak, onu kendi amaçları için kullandılar.DÜK meşru bir MONARŞİ’nin kurulacağını sanıyordu ama Jakobenlerin gündeminde başka talimatlar vardı.Kralın idamı için oyunu kullandıktan sonra ,’devrimin arkasındaki gizli güç’ onun da “tasfiye edilmesi”ni emretti.DÜK, yoğun bir karalama ve iftira kampanyasının ardından,inanılmaz kısa bir zaman içinde kellesini giyotine kaptırdı.

(Bu yazının başında adından bahsedilen) “Marki Mirabeau” bu korkunç intikam aletinin çalışmasından çok huzursuz olmuştu.O karal’a karşı şiddet uygulanmasına karşıydı.Şahsî inanışına göre ,devrimin amacı XVI ncı LUİS’in yetkilerinin kısıtlamak olmalıydı.(Bu arada kendiside Kral’ın baş danışmanı olmayı düşünüyordu.) Efendilerinin Kral’ı öldürmeye karar verdiklerini öğrenince,XVI.Louis’i sadık generalerinin korumasında PARİS dışına kaçırmaya kalkıştı.Fakat bu da onun sonu oldu.Çünkü,Jakobenler kaçış planını öğrenmişleridi.Mirabeau’yu halkın önünde idam etmeye cesaret edemeyen yönetim,onu “ZEHİRLİYEREK” öldürttü ve ölümüne intihar süsü verdirdi.

İlluminati’nin ‘TERÖR YÖNETİMİ’nin başında “bedenleşmiş şeytan” denebilecek iki şahıs yer alıyordu;



DANTON ve ROBESPİERRE.


Bu ikili yollarına çıkan bütün insanları göz kırpmadan ölüme gönderdiler.Fakat görevleri tamamlanınca ,bu iki cellat da giyotinden kurtulamadılar.Bunlar Fransız İhtilalini yöneten İlluminatinin onüç direktörü tarafından kullanılan ”alet” lerdi.Fransız Devriminden sonra,bankerler NAPOLYON’u “alet” olarak kullandılar ve Avrupa’daki kralıkları yıkmak için ,”NAPOLYON SAVAŞLARI”nı organize ettiler.



YUKARDAKİ KİTABDAN YAPILAN ALINTININ BENZERİ ALTTA KAPAK RESMİ BULUNAN KİTABTA DA KONU EDİLMİŞDİR.




TARİHCİ TARİHCİ dostumuza teşekkürlerimizle ,

Falloş, folloş, fallafoş yada follofoş nedir?



Falloş, folloş, fallafoş yada follofoş nedir?

"çok ve horca kullanılmaktan esnek, yaylı vb. düzenekleri işlevini yitirmiş olan alet" anlamını kazanmıştır. Günümüzde yalama ile nerdeyse eşdeğer olarak kullanılan bir kelimedir.


(iflev, 22.03.2008 20:04)



ANLATABİLDİK Mİ?

30 Haziran 2009 Salı

SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK...








SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK SÜTTE LEKE VAR AKAPE'DE YOK...........




YERSEN, DOLAPTA YAPRAK SARMASI VAR...