14 Aralık 2009 Pazartesi

TÜRK

Bugün uçuk benzinle, yırtık cepgeninle bir vatan kurbanı teslimiyetiyle girdiğin devlet kapısından, asker ocağından, yarın yeni libasınla, bir amir kurumiyle çıkarsın! O zaman, bugünkü zayıf, yarın kavi bir kahraman olur bastığı yerleri titretirsin!... Atının dizginini kavrayıp, kılıcını çektiğin, tüfeğini omzuna urup, süngünü taktığın vakit bugünkü köylü, yarın korkunç bir asker olur; asileri sindirirsin!... Tarlanı çapalar, davarını güderken hakaret görürsen bugünkü koyun, yarın yırtıcı bir kaplan kesilir; yuvanı bozanları ezersin!... Seni böyle bir an içinde değişmiş görenler sanırlar ki bu sağlam vücut yalnız asker libası giymek, bu sert pençeler yalnız silah kullanmak, bu kalın ses yalnız siper olmak için yaratılmıştır.

Senin o tabur halinde bir pulat kütlesi katılığında yürürken takındığın o selabet, o vekarı görüp de, sana güvenmemek, seni sevmemek kabil değildir.

Sen gürbüz ninenin, gür ve temiz sütünü daha emerken azamet-i nefesi, sebat ve tahammül, itaat ve tahakküm gibi amir olmak için yaratılmış bir cinsin faziletlerine malik olmuşsun. Bu hakimiyet esaslarını başka milletler mekteplerde, medreselerde anlarlar. Sana bu meziyetleri ninenin iri siyah bakışı, babanın kükreyen dik erkek sesi, Kur'an'ın ilahi ahengi öğretmiştir.

Yırtık poturunla da vakursun; mahkum olsan da hakimsin; temelluktan ziyade tecebbüre meyyalsin; fikrinde azmin gibi sabitsin; sertsin, sertliğinde kabalıktan, bayağılıktan ziyade amiriyet kuvveti, necabet laübaliliği vardır. Hiddetle yıldırım gibi gürlediğin halde rikkatle bir bulut gibi ağlarsın; safiyette bir melek, ısrarda bir devsin... Onun için dünyada eşi bulunmaz hakim bir millet olmuşsun. Düşündüğün zaman bir arslan temkini ile ağır ve sakin duruşundan, kızdığın vakit ki azim ve şiddetin anlaşılmaz. Uzun kirpiklerin altında utangan ve durgun düşünen iri gözlerin bir kere açılmasın; kalın kaşların bir kere çatılmasın; o zaman varlığın, benliğin köpürür; taşar; o zaman ceberutun, haşmetin parlar, yükselir, o zaman cebbar olursun. Bu sırrı hilkatini bilmeyenler, yanılırlar.

Büyüklere karşı saygın bizzat sayılmayı sevdiğindendir; muti olman, muta olmak istemendendir.

Ceberrutun ve zorubazun kadarda hassas ve ince işlerin yaratıcısısın.

Fikrinde muannit, muhabbete muannit, muharebede muannitsin. Yeniliğe ihtiyatla alışırsın. Bir defa alışırsan bırakmazsın. Safsın; seni çekemeyenler böbürlenmekle değil, ekseri sana yaltaklanmakla seni izrar ederler. Ayakların, kolların bir boğa gibi ağır ağır kımıldanırken tavrından tükenmeyen bir tahammül, yılmayan bir azim aşikar olur. O engin denize benzersin ki yavaş yavaş coşar ve coşunca da pek hırçın olursun.

Maddi mefaata ehemmiyet vermezsin. Para denilen maden parçasına itibar etmezsin. Suçun budur. Müsrifliği asalet icabı sayarsın.

Vakarın benliğine galebe eder, cananını canına tercih edersin.

Bir ulu çınarsın ki kırılır, eğilmezsin; ölür, inlemezsin... Kanınla çorak kumlukları sularken ekmeğini alnının terine batırır yer, yine düşman karşısına yaralarınla beraber her yerde bir istihkam gibi çıkarsın. Sen zalim heybetinde bir mazlumsun; ninenin, atanın bucağında dehşet ve heybetle sahip ve hakimsin.

Sen Şarkın kınına giremeyen bir kılıcısın; dövüle dövüle tavlanır, vurula vurula kırılsan bile yine her parçandan bir kıvılcım, her kıvılcımından bir şimşek çıkar. İlahi bir kuvvetin, ebedi bir feyzin var, ey Türk!...''



Kaynak: Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar eserinden alıntılayan: Okçu, Yahya. Kendimiz, Özen Basım ve Cilt Evi, 1952, 10-12.

Hiç yorum yok: