26 Aralık 2008 Cuma

ŞÖYLE GELSENE YANIMA!...



Daha önce GÖRSEL YETİ / HEGELİSTİK YAKLAŞIM başlıklı -görselli- bir yazı yazmıştık...

Bir özür furyasıdır gidiyor. Barışa mı hizmet ediyor? Hayır... Daha önemlisi, imzacılar samimi mi? Hayır...

Aşağıdaki -belki de daha önce okuduğunuz- yazıyı, yukarıda kısayolunu verdiğimiz yaklaşımın "antitezi" olmak adina değil, samimiyetsizliği vurgulamak için bloğa ekliyoruz:



ERMENİ-KÜRT DOSTLUĞU BİR YERE KADAR

Bugün dünya coğrafyasında, başta Irak’ın kuzey bölgesi olmak üzere, Türkiye, Suriye, İran, Ermenistan ve Gürcistan’da yaklaşık 500 bin Yezidi yaşıyor.


Irak’ın Musul, Zaho, Dohuk, Türkiye’nin Batman, Urfa, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Bitlis, Ağrı, Van, Kars, Suriye’nin Halep, Afrin, İran’ın Urmiye, Gürcistan’ın Tiflis, Ermenistan’ın Erivan ve Gümri illeri ile köylerinde yaşayan Yezidilerin tamamı Kürt kökenli olup, Kürtçenin Kurmançi diyalektiğini konuşurlar.


Ortadoğu kökenli olan ve çıkış noktası İslamiyet olmasına rağmen, Kürtlerin eski dini Zerdüştlükten beslenerek zamanla İslamiyet’ten kopmuş bir din haline gelen Yezidilik, Musevilik gibi tek ulus dini olup, mensuplarının tamamı Kürttür ve diğer tüm Müslüman Kürtler tarafından da kabul görmüştür. Yezidilik inancına göre Tanrı, dünyanın sadece yaratıcısıdır, ancak koruyucusu ve sürdürücüsü değildir. Bu nedenle ibadet Tanrıya yapılmaz. İbadet, Tanrının elçisi ve onun en değerli meleği olan “Melek Tavus”a yapılmalıdır. Bu sayede tüm kötülüklerden korunulacaktır. Anti parantez, İslamiyet’e göre Melek Tavus, Tanrı tarafından “Şeytan”a çevrilmiş kötü bir melektir. Yezidilikte ahirete inanılmaz, onlara göre dünya sonsuzdur. Kutsal kitapları, “Meshaf Reş” ve “Kitab el Celve”dir. Dini vecibeleri ise, şahadet, namaz, oruç, zekât ve hacdır. Hac, Irak’ın Dohuk ile Musul kentleri arasında bulunan Laleş Vadisi’ndeki “Şeyh Adiy”in mabedine yapılmaktadır.


Türkiye’de yaşayan Yezidi inancına sahip birçok Kürt vatandaş, özellikle 1984-1994 yılları arasında yoğun yaşanan PKK terörü nedeniyle, bölgeden göç ederek, Ermenistan ve Gürcistan’a yerleştiler. Günümüzde Türkiye’de 2-3 bin civarında Yezidi inancına sahip Kürt yaşarken, komşu Ermenistan’da ise halihazırda 45-50 bin civarında Yezidi Kürdü yaşamaktadır. Oysa SSCB döneminde, bugünkü Ermenistan sınırları içerisinde kalan bölgede önemli sayıda Yezidi ve Müslüman Kürt yaşamıştır. Ermenistan’ın, 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte başlayan göç ettirme, asimilasyon ve soykırım politikaları nedeniyle Kürt nüfus giderek azalmış ve bugünkü sayılara kadar düşmüştür. Özellikle Dağlık Karabağ nedeniyle Azerbaycan ve Ermenistan arasında gelişen çatışma sonucunda Kürtlerin, ya Azerilerle birlikte Azerbaycan’a gitmeleri istenmiş, ya da etnik kimliklerinden vazgeçmeleri şartıyla Ermenistan’da kalmalarına müsaade edilmiştir. Halihazırda Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin tamamı, Ermeni yönetimi tarafından Yezidi olarak tanımlanmakta, dilleri de Yezidice olarak kabul edilmektedir. Yezidi inancına sahip Kürtler, Ermenistan’ın bu iddialarına, Ermenistan’dan göçe zorlanmamak uğruna, Kürt etnik kimliklerinden vazgeçmiş gibi görünerek, hiçbir itirazda bulunmazlarken, bazı Müslüman Kürtler ise, kendilerinin Kürt olduklarını ve bundan vazgeçmeyeceklerini zaman zaman ifade etmektedirler.


Ermenistan’da bulunan ve Yezidi olarak adlandırılan azınlık statüsüne sahip Kürtler, genellikle dağlık alanlarda ve köylerde yaşarlarken, çiftçilik ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamakta, şehirlerde yaşayanlar ise genellikle çöp toplama ve temizlik gibi işlerde çalıştırılmaktadır.


Özellikle 1991’de bağımsızlığın ilan edilmesi ile birlikte Ermenistan yönetimi, Kürtler üzerinde baskılarını artırarak onları horlamaya, ezerek ve hatta katlederek yaşam koşullarını her geçen gün giderek zorlaştırmaya başladı. Bu konudaki son olay, geçtiğimiz Kasım ayı içerisinde cereyan etti. Bir Yezidi Kürdü, suçsuz yere güvenlik güçlerince bilerek ve isteyerek öldürüldü ve mahkeme sonucunda da olaya karışan güvenlik güçleri serbest bırakıldı. Olayı, mahkeme kararını ve baskıları protesto etmek isteyen üç Yezidi Kürdü genç -ki bunlar öldürülen babanın çocukları- ve Yezidi yaşlı bir kadın, kendilerini, üzerlerine gaz dökmek suretiyle yaktı.


Yezidi Kürtlerinin Ermenistan’da horlandıklarına dair çok çarpıcı bir örneği de belirtmek gerekirse; Ermenistan’daki “Kürdistan Komitesi” olarak adlandırılan oluşumun başkanı Çerkez Maroyan, bir açıklama yapıyor ve “Ermenistan 4 ncü Kolordu’da askerlik yapan Yezidi Kürtlerine Ermeni subayları tarafından kötü muamele yapıldığını, pis işlerde çalıştırıldıklarını, itilip kakıldıklarını, ayrıca 2006 yılında bu birlikteki bir Yezidi Kürdü askerin de öldürüldüğünü” ifade ederek, özellikle 4 ncü Kolordu’daki keyfi uygulamalara dikkat çekerek şikayet ediyor. Çarpıcı ve belirleyici açıklama ise Ermenistan Savunma Bakanı Serj Sarkisyan tarafından, geçtiğimiz Ocak ayındaki Silahlı Kuvvetler Günü’nde, gazetecilere verilen röportajda yapılıyor. Savunma Bakanı S.Sarkisyan, son derece sert bir dille yaptığı açıklamasında; “Erivan'ın çöp toplama hizmetlerinde çoğunlukla Yezidi Kürtleri çalıştırılıyor. Bu nedenle Ordu'da da Kürtlere benzeri görevlerin verilmesi son derece doğal” şeklinde beyanatta bulunarak, Kürdistan Komitesi Başkanı Ç.Maroyan’a cevabını veriyor.


Oysa, yıllardır bilinen bir gerçek var ki, Ermeniler, Türkiye’ye besledikleri düşmanlık nedeniyle bölücü Kürtlerin oluşturduğu terör örgütü PKK’ya her konuda destek verdiler, beslediler, eğittiler ve birlikte hareket ettiler. Son derece açıktır ki, buradaki işbirliği “Düşmanımın düşmanı, dostumdur” anlayışından kaynaklanıyordu.


Hatırlatmak gerekirse; D.Karabağ'ın Ermenistan tarafından işgalinin 14. yıldönümü çerçevesinde, D.Karabağ’ın Hankendi, Şuşa, Agdere, Hadrut ve Askeran illerinde, Ermenistan ve Rusya'dan gelen sanatçıların da katılımıyla gerçekleştirilen çeşitli kutlamalarda, Azerbaycan'dan Bakü Ronahi Kürt Kültür Merkezi üyeleri, Ermenistan'dan Ermenistan Kürtleri Medeniyet Merkezi ile Kurde Welat ve Kürde Yezidi Dernekleri’nin temsilcileri, Gürcistan'dan da Tiflis Uluslararası Kürt Kültür ve Enformasyon Merkezi Başkanı Vladimir Kaloyev'in liderliğindeki Kürt asıllı şahıslar iştirak etmişlerdi. Bakü Ronahi Kürt Kültür Merkezi üyesi Alihan Tamoyev, yaptığı konuşmasında; “Ermenilerle kardeş, dost ve müttefikiz. Osmanlı Türkiye'si, bugüne kadar Ermeni ve Kürt halkına zulmederek, ya vatanlarından kaçmaya mecbur bıraktı, ya da ölüm tehdidi altında yaşamaya mahkûm etti. Bu nedenle Kürtler ve Ermeniler, haklarını yeniden elde etmek amacıyla, mücadelelerini birlikte sürdürmek zorundalar” demişti. Yani kısaca yine, “Düşmanımın düşmanı, dostumdur” anlayışı bir kez daha karşımıza çıkıyordu.


Evet, gerçekten de Ermeniler ile Kürtler, tarih boyunca dost, kardeş ve müttefik olarak çoğu zaman birlikte hareket etmişlerdi. Peki, Ermenistan’da yaşayan Yezidi Kürtleri, Ermeniler tarafından, neden eziliyor, itilip kakılıyor, horlanıyor, aşağılanıyor ve hatta katlediliyordu ? Öyle ya, burada durum bu kez biraz farklıydı. Her iki taraf için de, Ermenistan’da yaşayan Türk gibi, Azeri gibi ortak bir düşman yoktu ve baş başaydılar. Baş başa kalındığında durum büyük farklılık gösteriyor, tersine işliyordu. Özetle Ermeni için Kürt, “Ortak düşmana karşı dost, kendi başımıza kaldığımızda ise, benim için sen, ikinci sınıfsın” durumu, sonucu ve gerçeği net olarak ortaya konuyordu.

Sabahattin Talu
stalu@globalyorum.com

06.03.2007

AzSAM.org

-------------------------------------------------------



Ya Suriye? Bakın bir çalışmada ne diyor:

" Suriye Kürtlerinin sorunlarına bakıldığında nüfus sayımının etkilerinin sürdüğü görülmektedir. Günümüzde 150.000 – 200.000 arası Kürt, “yabancı” (Suriye’deki kullanımıyla ajanib) statüsündedir. Buna ek olarak, sayıma katılmayan ya da Suriyelilerin yabancı statüsündekilerle yaptığı evliliklerden doğan çocuklar, “kayıtsız” (maktumen) olarak adlandırılmaktadır. 80.000 – 100.000 civarındakinin kayıtsız statüsünde olduğu tahmin edilmektedir. Yabancıların toprak ya da ev sahibi olma imkânları bulunmamaktadır. Doktor ya da mühendis olarak görev yapmaları mümkün değildir. Kamu kuruluşlarında çalışamazlar. Yaptıkları evlilikler resmî olarak tanınmamaktadır. Oy verme gibi siyasal hakları yoktur ve pasaport da verilmediği için yasal olarak Suriye’den ayrılma ya da geri dönme imkânları bulunmamaktadır. Kayıtsız konumunda olanların durumu ise daha kötüdür. Bu kişilerin kimlik kartları bulunmamakta ve resmî nüfus kayıtlarında bile yer almamaktadırlar. "

-------------------------------------------------------

Sonuç olarak; hiç bir ülke yada dış kurum, hiç bir ülkenin iç işlerine karışamaz, sadece o ülke hakkındaki dileklerini dile getirebilir (Standardı bu ancak yerseniz).

O halde Küreselcilik, Sorosculuk, Kürtçülük, oculuk, buculuk yapan, Bramer'in Anayasasını Irak'ın milli anayasası diye yutturmaya çalışan arkadaşlar; samimi iseniz bir zahmet Ermenistan ve Suriye'deki soydaşlarınıza da bir el atıverin...

Hiç yorum yok: